Zehra Şonya

Kuzey Kıbrıs’ın ilk kadın heykeltraşı olan Zehra Şonya,1972 yılında Limasol’da dünyaya gelir. Pervin ve Turgut Şonya’nın biri erkek biri kız 2 çocuğunun küçüğü olan Zehra’nın çocukluğu, 1974 sonrasında yerleştikleri Karaoğlanoğlu’nda geçer. Çok güzel ve eğlenceli bir çocukluk geçiren Zehra Şonya, dışa dönük ve hareketli bir çocuktur.

Kordelaları, cicili bicili giysileri sevmeyen Zehra, erkek çocuğu gibi yetişir. İnşaat kalıpçısı olan babası Turgut Şonya gibi el becerileri gelişmiş olan Zehra, kavgacı ve hırçın bir kızdır. Karaoğlanoğlu ilkokulunda başlayan eğitim yaşamında çalışkan ve uslu bir kız olur. Okulunun gerektirdiği tüm sosyal faaliyetlerin içinde olan Zehra, en çok izciliği sever. Kendini daha özgür kılan etkinlikler Zehra için daha çekici olur hep.

Orta eğitimi için Girne Anafartalar Lisesi’ne devam eden Zehra, ortaokulda da çalışkan bir öğrenci kimliğine sahiptir. Özellikle tarih,matematik ve biyoloji derslerini çok seven Zehra, spor aktivitelerinin vazgeçilmez elemanıdır. İyi bir sporcu olan Zehra, okulunun basket takımı ile maraton ekibinde yeralır. Lise yıllarında arkadaşlarıyla kurdukları futbol takımında futbol da oynayan Zehra, isyankar ve hırçın çocuk kimliğine geri döner lisede. Ortaokul yıllarının sakin kızı gider yerine asi bir genç kız gelir lisede. Canı sıkıldıkça derslerden kaçan ve hocalarla başı belaya giren Zehra, tatillerde de tezgahtarlık yaparak kendi harçlığını çıkarır.

Sinemaların, tiyatroların toplum yaşamında olmadığı bu dönemde, Zehra Şonya, boş vakitlerini değerlendireceği, pek fazla bir etkinlik bulamaz. Lise yıllarında, arkadaşı ile birlikte, okulun bando takımında yeralmak istese de, hocasının’iki kız yerine bir erkek alırım daha iyi’ sözleriyle rencide olur Zehra Şonya. ‘Okulumu, ne olmak istediğimi bilemeden, bilinçsizce tamamladım’ diyen Zehra, hep annesinin istediği eğitimi alırım düşüncesiyle endekslenir üniversiteye.

El becerilerinin, çizgilerinin iyi olması dolayısıyla, ‘iyi bir resim öğretmeni olur’ düşüncesiyle yönlendirildiği akademi sınavları için 7 ay boyunca çizim kursları alır Zehra Şonya. 1993 yılında, katıldığı özel yetenek sınavında başarılı olarak Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’ne girer.

Liseden sonra devlet işinde memur olmamak için üniversiteye giden Zehra Şonya, kendini çok farklı bir ortamda bulur Ankara’da. İlk 2 yıl ne okuduğunun bile farkında olmadığını ifade eden Zehra Şonya, Kıbrıs’tan giden öğrencilerin diğer öğrencilere göre daha bilinçsiz olduklarını vurguluyor. Kendini dipsiz bir kuyuda bulduğunu ifade eden Zehra Şonya, kendini geliştirmek ve bilgilendirmek için, çok fazla kitap okumaya başlar. İlk yıllar sadece derslerini öğrenmekle meşgul olan Zehra Şonya, 3. yıldan itibaren aldığı felsefe ve sosyoloji dersleri sayesinde yaşamı ve içinde bulunduğu ortamı sorgulamaya başlar. Akademide farklı bir dünya keşfeden Zehra Şonya, heykelin ne olduğunu ve ne anlama geldiğini de akademide öğrenir. Çeşitli materyallerle yaratılan heykeller, Zehra Şonya’ya yeni bir dünyanın kapılarını açar. Hocalarının öncülüğünde Anadolu’nun çeşitli bölgelerini gezerek, inanılmaz boyutlarda kayalardan heykeller yontan Zehra Şonya ve arkadaşları için, yaşamı ifade biçimi olur heykel. Sınıfının en başarılı öğrencilerinden olan Zehra Şonya, sosyal etkinliklerden de geri kalmaz. Akademinin farklı ortamlarında kendini geliştirme şansı yakalayan Zehra Şonya, heykel yontmayı sever.

İlk sergi deneyimini henüz öğrenciyken 1986’da yaşar Zehra Şonya. Ankara Atakule’de açılan Bahar Şenliği Karma Sergisi’ne katılan Zehra Şonya, aynı yıl Muğla’da gerçekleştirilen karma sergide de yeralır. 1997 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ile Çağdaş Heykeltraşlar Derneği’nin düzenlediği Serbest Heykel Yarışması’nda Başarı Ödülü kazanan Zehra Şonya, bu alanda iddialı ve farklı olduğunun ilk sinyallerini de verir. 1997 yılında bölüm ve fakülte birincisi olarak Hacettepe Üniversitesi’nden mezun olan Zehra Şonya, birinciliğin arkadaşına ait olduğunu ileri sürerek, kendi derecesine itiraz eder. Böyle bir itiraz hiç görülmese de yapılan hesaplamalar tekrarlanır ve Zehra Şonya’nın birinciliği kesinleşir.

Yüksek lisans için kendi okulunda kalmaya karar veren Zehra Şonya, eğitimine devam eder. Master döneminde daha sorgulayıcı bir kimlik kazanmaya başlayan Zehra Şonya, 1999 yılında Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak da çalışmaya başlar. Asistanlık döneminde, öğrenciliğin özgürlüğünü bulamayan Zehra Şonya, belli kalıplar ve kurallar içinde çalışmak zorunda kalır. Bu Zehra Şonya’yı derinden yaralar. Çünkü o özgürlükten yanadır. Bu dönemi ‘çok kavgalı ama inanılmaz bir disiplin kazandıran zor bir dönem’ olarak tanımlayan Zehra Şonya, düşünceyle ilgili kitaplar okumaya ve sanat yazıları da yazmaya başlar. 2001 yılında yüksek lisansını tamamlayan Zehra Şonya, akademinin dar kalıplı zincirlerini kırmayı başaramayacağına kanaat getirip Kıbrıs’a dönmeye karar verir.

Kıbrıs’a yeni birşeyler denemek üzere gelen Zehra Şonya, Doğu Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nde heykel dersleri vermeye başlar. 2 yıl boyunca heykel dersleri veren Zehra Şonya, öğrencileriyle birlikte üniversite kütüphanesinde ilginç nesnelerden oluşan bir sergi açar ancak bu sergi ‘fazla ilginç’ bulunduğu için 4 gün açık kalmayı başarır.

Mayıs 2003’te ilk kişisel sergisini Gazimağusa Belediyesi Osman Gökçe Sergi Salonu’nda açar Zehra Şonya. Taş ve metalin inanılmaz uyumunun gözlemlendiği bu sergiyle sanat yaşamında yeni bir döneme başlar Zehra Şonya.

Şimdilerde Doğu Akdeniz Üniversitesi Kıbrıs Araştırmaları Merkezi’nde görsel sanatlarla ilgili çeşitli projeler üzerinde çalışan Zehra Şonya, Kıbrıs Görsel Sanatlarını kitaplaştırma, bu alanda bir müze oluşturma ve kendi kültürel değerlerimize sahip çıkma uğraşında. Çok aktif bir çalışma yaşamına sahip olan Zehra Şonya, yeni bir oluşum olan Akdeniz Avrupa Sanat Derneği başkan yardımcılığı ve 2 ayda bir yayınlanan gazetesinin de yayın yönetmenliğini yürütüyor.

Sanatı sorgulatmak ve irdelemek, 21. yüzyılda sanatın ve yaratıcılığın ne noktada olduğunu ortaya koymak için 2005’te Doğu Akdeniz Üniversitesi bünyesinde bir sanat sempozyumu hedeflediklerini ifade ediyor Zehra Şonya. Kendi açısından, yeterli ortamın oluşmadığını ve kendi sanatı ile ilgili hedef koyamadığını anlatan Zehra Şonya, güzel eserler ortaya koyabilmek için daha güzel bir dünya düşlüyor.

Taş ve metallerden değişik figürler yaratan Zehra Şonya için aslolan taş. Taşın çok yumuşak olduğunu ve kolay şekil alabildiğini anlatan Zehra Şonya için taş sınırsız bir alan.Eserlerinde ölümü ve yaşama dair sorunları sorgulayan sanatçı, ölümü kişisel anlamda değil genel anlamda sorguladığını ifade ediyor. Ölümün bir felsefesi olduğunu vurgulayan Zehra Şonya, ölümün sorgulanması sonucunda yaşamın tamamına erişilebildiğini belirtiyor.Yeni bir eser üretmeye başlarken herhangi birşey düşünmediğini ifade eden Zehra Şonya, bazen düşüncelerin bazen de çalışmanın kendi kendini şekillendirdiğini anlatıyor.

Üretim anında zamanın ve mekanın ötesinde yaşayan Zehra Şonya, geriye döndüğünde bir eserle ortaya çıkıyor. Eserlerinde figüre rastlanmayan sanatçıya göre eserleri yumuşak ve kimlik taşıyan üretimler. Eserlerinde dikkat çeken kara deliklerin cinselliği ve yaşamın oluşumunu simgelediğini anlatan Zehra Şonya, kimliğini bulabilmesi için yumuşak boşluklara ihtiyacı olduğunu vurguluyor. Dünya üzerinde sorunların hiç azalmadığını aksine gittikçe arttığına dikkat çeken sanatçı, gerçek yaşamda kendisinin bu sorunlarla başedemediğini ve sanat sayesinde, bunları aşmaya çalıştığını söylüyor. Kıbrıs’ın çok sorunlu bir ülke olduğunu ve sanat için uygun ortamı taşımadığını belirten Zehra Şonya, yaşananlardan dolayı, ürettiği eserlerin yumuşak kıvrımlar değil kesici ve batıcı olduğunu anlatıyor.

İlginç ve farklı üretimlerini Büyük Han’daki küçük salonunda sergileyen Zehra Şonya, modern sanatların başarılı bir temsilcisi. Kuzey Kıbrıs’ın ilk kadın heykeltraşı ünvanını taşıyan Zehra Şonya, taş ve metali, usta el becerileriyle şekillendiren, farklı objeler yaratan özel bir sanatçımız.

Ana Sayfa