Suna Atun

Kendini Mağusa aşığı olarak tanımlayan özel bir insan Suna Atun. Yazın dünyasının yakından tanıdığı Suna Atun, Mağusa’yı her yönüyle geleceğe taşıma hedefinde. Tarihsel dokusu, zengin kültürel yapısı ve liman kenti konumuyla tarih boyunca önemli bir kent olan Mağusa, Suna Atun’un çabalarıyla kimliğini zenginleştirerek Kıbrıs’ın kültür dünyasına damgasını vuruyor.

21 Ocak 1949’da Larnaka kazasına bağlı Vuda köyünde dünyaya gelen Suna Ahmet, ailesinin en küçüğü. Öğretmen Ahmet Niyazi Bey ile ev hanımı Rukiye Hanım’ın tek kızıdır Suna. Aile bağlarının çok güçlü olduğu ailesinde hep iki ağabeyinin koruması altında olur küçük Suna. Aydın bir aileye sahip olan Suna, daha çok babasının etkisi ile büyür. Edebiyata çok düşkün olan baba Ahmet Niyazi Bey, kendi yazdığı piyesleri öğrencileriyle birlikte sahneye koyarken bir yanda da şiirler yazıyordu. Dönemin ilk gramofonunu alan kişi baba Ahmet Niyazi olur. Evde sürekli şiir okuyan ve müzik dinleyen babasından çok etkilenir küçük Suna. Kitaplarla dolu bir evde yaşayan Suna da okumaya karşı çok hırslı olur.

Suna 6 yaşına geldiğinde aile Mağusa’ya taşınır. Mağusa büyülü bir dünya olur Suna için. Surları ve kaleleri ile çok gizemlidir. Küçücük yaşına rağmen Mağusa’yı çok sever Suna. İlkokula Pertev Paşa İlkokulunda başlar Suna. Çok hırslı ve çalışkan bir öğrenci olan Suna, her faaliyetin içinde yer alır. Çalışkanlığı ile öğretmenlerinin dikkatini çeken Suna, herşeyde en öndedir. Sınıf birincilerinin, törenlerde bayrak taşımacılığını yapması hep zor gelir küçük Suna’ya. Çok sevdiği bu görevi minyon fiziği nedeniyle zorlanarak yerine getiren Suna, yine de bayrağı hep kendi taşıdığı için gururludur.

Pertev Paşa ilkokulunun ardından Gazi İlkokuluna geçen Suna, Alasya ilkokulundan mezun olur. Başka eğlence imkanının olmadığı geçmiş dönemlerde, babasının, kendi evlerinde toplanan komşulara en güzel yerinde, devamı bir sonraki geceye kalan 1001 gece masallarını anlatışını anımsar Suna. Babasının yazdığı çocuk oyunlarında da rol alan Suna, Ahmet Niyazi Bey’in düzenlediği okul bahçeleriyle de çeşitli ödüller aldığını anımsıyor. Kültüre ve çevreye düşkün babasının etkisinde kalır Suna, yaşamı boyunca.

Ortaokul ve lise eğitimine Mağusa Namık Kemal Lisesi’nde devam eder Suna. Her faaliyette yer alan Suna, izcilikten tiyatroya, 19 Mayıs gösterilerinden, edebiyat yarışmalarına kadar her konuda başarılıdır. Takvimler 1963’ü gösterdiğinde o dönemleri yaşayan her Kıbrıslı gibi, Suna ve ailesi için de kötü hatıralar bırakan günler yaşanır. Rumlarla karma yaşanan Kaledışındaki bölgede oturan Ahmet Niyazi Bey ve ailesi, çatışmaların başlaması ile birlikte apar topar Kaleiçi’ne geçer. Evlerini terkeden aile uzun bir süre Kaleiçi bölgesinde tek bir odada yaşar uzunca süre. Kendi ailelerinden olmasa bile çok yakın arkadaşlarından şehit olanlar, unutulmaz acılar yaşatır Ahmet Bey ve ailesine.

63 olaylarının dinmesinin ardından hayat devam eder. Namık Kemal Lisesindeki eğitimine devam eden Suna, ilkokuldan itibaren yazdığı güzel yazılarına lisede de devam eder. Lise 3’te Atatürk için yazdığı ‘’Susalım ve Düşünelim’’ isimli kompozisyonu ödül alınca dünyalar Suna’nın olur. Okul yaşamı boyunca aldığı ödüllerin en kıymetlisi olur Atatürk ödülü.

Edebiyatla dolu eğitim yıllarının ardından babasının da yönlendirmesi ile eczacılık okumaya karar verir Suna Ahmet. Ancak ekonomik sıkıntıların yaşandığı bu dönemde, 30 lira maaş alan Ahmet Niyazi Bey için Türkiye’de 3 evlat okutmak hiç de kolay değildir aslında.

Üniversite sınavların ilk kez yapıldığı 1967 yılında sınava girer Suna Ahmet. Sonuçlar açıklandığında, beklenen gerçekleşir ve Suna Ahmet, Kıbrıs ikincisi olarak İstanbul Eczacılık Fakültesine girer. Üstelik aldığı derece Suna’nın burslu okumasını sağlar. Ailesinin de desteği ile 1967 yılında üniversiteye başlar Suna Ahmet.

Bursunun devam etmesi için üniversitede de çok çalışır Suna. Mükemmeliyetçi ve hırslı yapısı üniversitede de devam eder. Sosyal yaşamın zayıfladığı üniversite döneminde ailesine yük olmamak için çok çalışan Suna’nın aklında kalan laboratuvarlar ve kitaplar olur. Derslerle dolu geçen üniversite döneminde, babasını maddi olarak zor duruma sokmamak için kış tatillerinde İstanbul’da kalır Suna. İstanbul’da geçirdiği 1971 yılı hayatını değiştirir Suna Ahmet’in. Öğrenci olaylarının tırmanması nedeniyle sınavları ertelenen Suna, ilk kez bir kış tatilinde Kıbrıs’a gelmeye karar verir.

Kıbrıs’a gelişi hayatında yeni bir sayfa açar Suna’nın. Tatil sırasında kendi gibi Mağusalı olan Ata Atun’la tanışır ve 15 gün gibi kısa bir sürede nişanlanır Suna Hanım. Nişanın ardından İstanbul’a dönen Suna Hanım, sınavlarını tamamlayarak mezun olur. Bu arada Türkiye’de kalmasını sağlayacak asistanlık teklifleri alsa da bunları reddeder ve 1971 yılında Kıbrıs’a döner Suna Hanım.

Ada’ya dönüşünün ardından kendi eczanesini açmayı hedefler Suna Hanım. Ancak maddi koşulları buna elvermeyince bir süre beklemeye karar verir. Bu dönemde Çocuk Esirgeme Kurumu’nda çalışmaya başlar Suna Hanım. Çevre ve toplum sorunlarına duyarlı olan Suna Hanım, Kıbrıs’ın zorlu ekonomik koşullarında, okullardaki ve köylerdeki yoksul çocuklara yardım etmeyi hedefleyen bu kuruluşta 1990 yılına kadar çalışır.

1972 yılında kendi eczanesini açmayı başarır Suna Hanım. Türklerle Rumların karma yaşadığı Mağusa’da çok az iş imkanına sahip olan 4 Türk eczanesinden biridir Suna Hanım’ın eczanesi. Bütün ticari faaliyetlerin Rumların elinde olduğu bu dönemde gece geç saatlere kadar nöbette kalan eczacı bayanlara eşleri de eşlik eder. 26 Ağustos 1972’de Ata Atun’la evlenen Suna Hanım, Mağusa’ya yerleşir. Mağusa’ya duyduğu aşk gittikçe artar Suna Hanım’ın. Çünkü eşi Ata Bey de kendisi gibi bir Mağusa sevdalısıdır.

İşi ve sosyal faaliyetleri ile dolu olarak geçirdiği günlerin ardından 16 Mayıs 1973 yılında oğlu Sunat’ı dünyaya getirir Suna Hanım. Sürekli çalışan Suna Hanım’a çocuğunu büyütmede annesi Rukiye Hanım çok yardımcı olur. Her başı sıkıştığında yanında bulduğu annesi 74 Barış Harekatı sırasında da torunuyla kızının yanındadır. Harekat esnasında sığındıkları Çifte Mazgallar bölgesinde çocuğu doyurmak için yakınlarda olan eve gitmeyi göze alan Suna Hanımla ailesinin kalktığı yere dinlenmek için uzanan bir mücahidin düşen bomba sonucu şehit olduğunu öğrenir Suna Atun, daha sonraları.

74 sonrasında da Çocuk Esirgeme Kurumu’nda çalışmaya devam eder Suna Hanım. Yeni oluşan toplumsal yapıda herşey düzensizdir. Sayıları artan çalışan annelere kolaylık sağlamak için bir kreş açtıklarını anlatan Suna Atun, bir yandan da kendi işini geliştirir. 16 Nisan 1975’de kızı Asu’yu dünyaya getirir Suna Atun. 1975 yılı kızları Asu’nun yanında yeni başlangıçlar getirir Suna ve Ata Atun çiftine. A&S Atun Ltd. Adı altında bir ithalat ve satış şirketi kuran ikili işlerini geliştirmeye hadeflerler. Barış Harekatı ile birlikte Rum rekabetinin ortadan kalktığı ticaret hayatında Suna Hanım, şirketleşmenin ardından acentelikler almak için yurt dışına gider. Yurt dışında edindiği izlenimler sonucu, Kıbrıs’ta bir ilk yaratarak, makyaj malzemeleri ile ilaçların birlikte satıldığı yeni bir eczane modeli oluşturur.

Kozmetik üzerinde çeşitli kurslara katılarak sertifikalar alan Suna Hanım, Lancome gibi dünyaca ünlü prestij markalarını satabilme yetkisi elde eder. İlaçtan daha çok kozmetik üzerinde geliştirdiği eczanesinde çalışmaktan keyif alıyor Suna Hanım.

İşlerinin yanında çocuklarını da büyüten Suna Atun, sürekli hareket kazandırdığı yaşamında yeni fikirler üretir. Bir deniz kenti olan Mağusa’da çocuklarının geleceği için bir iş alanı yaratma düşüncesinde olan Suna Hanım, eşi ile birlikte denizcilik işine girer. Önce balık avcılığı yapan bir trol alan ikili, daha sonra yat turları düzenlemek için bir yat alır. Denizcilik işine iyice alışan ikili bir kuru yük taşıma gemisi alarak armatörlüğe adım atar. Bu iş alanıyla Kuzey Kıbrıs’ın ilk kadın armatörü olan Suna Hanım’ın adı şirket gemilerine verilir.

Kendi işleri yanında toplum yararına gerçekleştirilen faaliyetlere de devam eden Suna Atun, Kıbrıs Türk Hava Kurumu kurucuları arasında yer alır. Çocuklarının eğitimi sayesinde okul aile birliklerinde etkin görevler alan Suna Atun, başkanlık yaptığı dönemde 4 okul aile birliğini bir federasyon çatısı altında birleştirmeyi hedefler ancak bu proje yaşanan çeşitli sorunlar nedeniyle gerçekleşemez. 1990 yılına kadar çeşitli sosyal örgütlerde çalışan Suna Hanım, bu tarihten sonra çalışmaları bırakır. Sivil toplum örgütlerinin yeterince çalışmadığı inancını taşıyan Suna Atun, enerjisini başka alanlara yöneltir.

1990’lı yıllara gelindiğinde, kuleleri ve kaleleri ile ünlü Suna Hanım’ın gizemli kenti Mağusa, korunmaya muhtaçtır. Tüm yaşamını geçirdiği, en büyük aşkım dediği eski Mağusa için birşeyler yapmaya karar verir Suna Atun. 1998 yılında kendi gibi Mağusa aşığı arkadaşları ile birlikte Eski Mağusa’yı Koruma ve Yaşatma Derneği’nin kurucuları arasında yer alır. Derneğin başkanlığına getirilen Suna Hanım, bu tarihten itibaren bütün ilgisini Mağusa’ya yöneltir.

şlerinin Mağusası koruma altına alınsa da kaybolup gitmektedir. Çoğu evlerin tarihi nitelikler taşıdığı ve belgelendiği eski Mağusa’da, evlerin dokusunun değiştirilmesi yasaklanmış. Ancak bu şekilde de gittikçe yıpranan evler terkediliyor ve viran oluyor. Maddi olarak yüksek rakamlara ihtiyaç duyulan restorasyon çalışmalarda pek başarılı olunamıyor. Şimdilerde bir Türk kenti olan Mağusa, uluslararası yardımlardan da uzak. Dernek olarak girişimler yaptıklarını anlatan Suna Hanım, olumlu yanıtlar alamadıklarından yakınıyor. Tarihi niteliklere sahip Mağusa için radikal kararlar alınması gerektiğini anlatan Suna Hanım, surlar içinin yaşam potansiyelinin her geçen gün azaldığını ve canlılığın üniversite nedeniyle dışa kaydığını ifade ediyor. Mağusa’nın yaşatılırken korunması gerektiğini de anlatan Suna Atun, Kaleiçi’nin sevgi ve ilgiye muhtaç olduğunu vurguluyor. Düzenledikleri çeşitli etkinliklerle, ‘Görmeyen gözlere Mağusa’yı göstermeye’ çalıştıklarını anlatan Suna Hanım, surlariçinin canlandırılması gerektiğini savunuyor.

Mağusa’yı Koruma ve Yaşatma Derneği, çalışmalarına devam ederken, ‘’dünümüzü araştırarak bugüne, dün ve bugünü de yarınlara taşımak’’ düşüncesiyle bir aile vakfı kurar Suna ve Ata Atun ikilisi. Suna ve Ata Atun, Mağusa Tarihini Araştırma ve Yazın Vakfı yani kısaca SAMTAY olarak isimlendirilen vakıf, genelde Kıbrıs’a özelde de Mağusa’ya hizmet için kurulmuş. Kurucuları arasında yer alan Bülent Fevzioğlu ile birlikte uyumlu çalışmalar gerçekleştiren Suna Atun, vakfın başkanlığını da yürütüyor. Mağusa tarihini geleceğe taşımak için çeşitli çalışmalar yürüten vakıf 21 Ocak 2001’de kurulmuş. Mağusa’nın geçmişini yansıtan 9 karelik bir albüm çalışması ile yazın alanına giren SAMTAY Vakfı, özellikle Suna Hanım için hayatının amacı durumunda. Bundan sonraki yaşamında tek hedefinin bu vakfın yaşamasını sağlamak ve kültür dünyasına olabildiğince eser kazandırmak olduğunu ifade eden Suna Atun, şimdilerde Mağusa için yapılan çalışmaların gelecekte Kıbrıs için de gerçekleştirilmesi umudunu taşıyor.

Mağusa’nın tanıtılması hedefi ile yola çıkan SAMTAY vakfı, geçmişle gelecek arasında bir köprü oluşturmuş. Kuruluşunun birinci yılına toplam 1100 sayfa tutarında 4 yeni kitap, bir cep albümü ile özgün türkü ve ağıtların yer aldığı 14 eserlik müzik CD’si sığdırmış.

Mağusa Haritasında Yüzlerinin ve Yüreklerinin İzdüşümü Kalmış 116 İnsan, Bir Yanım Yazı, Bir Yanım Şiir, Özgürlük ve Barış 27 Yaşında ve Kıbrıs Türk Halk Edebiatında Destanlar ve Ağıtlar isimli 4 belgesel nitelikli kitabı, daha ilk yılında yazın alanına kazandıran SAMTAY Vakfı, ikinci yaşına girdiği günlerde de Doç. Dr. Ata Atun’un Excerpta Cypria’dan çevirdiği Mağusa Yazıları’nı yayınlamış. Vakfın kuruluş amaçlarına uygun olarak Kültür-Sanat Ödülleri vermeye başladıklarını söyleyen Suna Atun, ilk ödüllerini folklor dalında 3 kez dünya birinciliği alan İskele Belediyesi Halk Danslerı ekibine verdiklerini belirtti. Ödül verirken kendileri de kısa bir sürede gösterdikleri başarıdan dolayı ödül alan Vakıf, 2000-2001 yılında Necati Özkan Vakfı’nın başarı ödülünü almış.

Günlerinin çoğunu vakıf çalışmalarıyla geçiren Suna Hanım, bu işe gerçekten gönül verenlerden. Mağusa ve edebiyat aşkını kurduğu Vakıfta yaşatan Suna Atun, dünyadaki Türk dilini konuşan milletlerin kaynaşmasını hedefleyen KIBATEK Vakfı’nın da kurucuları arasında yer alıyor. Kısa bir süre önce kurulan KIBATEK Vakfı ile Makedonya, Kırım ve Kazakistan’da çeşitli çalışmalara katılan Suna Atun, ulusal ve uluslararası birçok sempozyuma katılarak, Kıbrıs Türk kültür ve tarihiyle ilgili konuları ele aldı. Kıbrıs ve Kıbrıslı kültür-sanat insanlarıyla ilgili bildiriler sunan Suna Hanım, tüm çalışmalarından dolayı Kadın Araştırmaları Merkezi KADEM tarafından yılın başarılı kadın ödülüne layık görülerek ödüllendirilmiş.

Yoğun çalışmaları arasında çocuklarıyla da iyi ilişkiler kurmayı başaran Suna Hanım, yurt dışında yaşayan kızı Asu ve geçtiğimiz günlerde evlendirdiği oğlu Sunat’la arkadaş gibi olduklarını anlatıyor. Çocuklarının yetişmesine çok özen gösteren Suna Hanım, çok değer verdiği SAMTAY vakfını gelecekte gönül rahatlığı ile çocuklarına devredebileceğini ifade ediyor.

SAMTAY’daki çalışmalarına saatlerin yetmediğini anlatan Suna Hanım, bu çalışmalar esnasında tanıştığı değerli insanlarla dostluğun kendisine çok keyif verdiğini vurguluyor. Bundan sonraki yaşamında, ağırlıklı olarak SAMTAY ve KIBATEK konusunda çalışacağını belirten Suna Atun, SAMTAY vakfını bir kültür-sanat müzesine ve kaynak olarak kullanılabilecek bir yapıya kavuşturacaklarını, gelecek için de birçok projeleri olduğunu söylüyor.

Yapacaklarını zamana sığdıramayan Suna Atun, zengin bir kültürle yoğrulmuş geçmişimizi geleceğe taşıyan bir köprü kurmuş SAMTAY’la. Suna Hanım’ın çocukluğunun gizemli kaleler kenti Mağusa’dan başlayan bu köprünün Kıbrıs’ı en uzak geçmişten bilinmeyenlerle dolu geleceğe taşıyacağına hiç şüphe yok.

 

Ana Sayfa