Necla Nasıfoğlu

Hayatımızda her zaman farklı bir yere sahiptir öğretmenlerimiz. Annelerimizin ardından ikinci annelerimizdir onlar. Bütün öğrencileri kendi çocukları gibidir hep. Necla Hocanım için de hep özel oldu öğrencileri. Özellikle yardıma ihtiyacı olduğunu hissettiği, problemleri olan çocuklara daha yakın hissetti kendini. Çocuklara yakın olmak onun için çok kolaydı. Çünkü kendinden küçük 3 kardeşinin büyümesinde annesinin en büyük yardımcısıydı. 24 Ocak 1932’de 4 kardeşin en büyüğü olarak İstanbul’da dünyaya gelen Necla Özdemir, İstanbul’u tam 25 yıl sonra görecektir. Devlet memuru baba Niyazi Özdemir ile ev hanımı anne Ülfet Özdemir en büyük kızı olarak dünyaya gözlerini açan bebek Necla ile annesinin arasındaki yaş farkı sadece 14 yıldır. Nerdeyse iki kardeş gibi büyüyen Necla ile annesi Ülfet Hanım’ın ilişkileri hep çok iyi olur. Çok sakin sessiz bir çocuk olan Necla, kendinden sonra doğan 2’si erkek biri kız 3 kardeşinin de bakıcısı gibi olur. Baba Niyazi Bey’in görevi dolayısıyla ilkokula Erzurum’da başlar küçük Necla. İlk hatıraları Erzurum’un bir ilçesi olan Hasankale’ye aittir. Hoşgörülü, sevecen, insanlarla çabuk ilişki kuran anne Ülfet Hanım ile disiplinli, otoriter baba Niyazi Bey, çocuklarının birbirine bağlı, anne babaya saygılı birer fert olarak yetişmesine özen gösterirler. Ailedeki beraberliğin her zaman sürmesi gerektiğine inanan Niyazi Bey, özellikle sofrada çocuklarının tümünü görmek isterdi. Sokaklarda oyunun söz konusu bile olmadığı 30’lu yılların Erzurum’unda yetişen küçük Necla, ortaokul yaşlarına gelince babasının görevi Urfa’dadır. Anadolu’yu adım adım gezen Necla için Urfa çok farklı bir dünyadır. Sokağa açılacak penceresi dahi olmayan evleri ve belirgin özelliklere sahip insanları ile Urfa belleğinde yer etmiş Necla’nın.

Okul yaşamı boyunca vasat bir öğrenci olan Necla Özdemir, ortaokulun ardından, lise eğitimine Denizli’de başlar. Doğu illerinin ardından Denizli inanılmaz moderndir, Necla için. Farklı ortamlarda farklı insanlarla büyüyen Necla, çok kolay arkadaş edinen, kolay iletişim kurabilen, dost canlısı bir yapıya sahip olur. Kardeşleriyle problemsiz, sevgi dolu bir bağ kuran Necla, her zaman onların yanında, çok sevdikleri ablaları olur. Ancak ev işlerinden özellikle de bulaşık yıkamaktan nefret eden Necla, çeşitli kurnazlıklar sonucunda bulaşıkları, küçük kızkardeşi Sümer’e yıkattığını anlatıyor yıllar sonra. Bulaşıkların karşılığında Sümer’e ait birkaç parça dikişi de göz boyamak için diktiğini itiraf ediyor.

Vasat okul yıllarına rağmen ailesinin yüksek eğitim alması konusunda desteğini gören Necla, üniversite çağına ulaştığında aile artık Ankara’dadır. Hangi okulu seçeceğine bir türlü karar veremeyen Necla, bir gün Ankara Üniversitesi Dil-Tarih Coğrafya Fakültesi önünden, annesi ve kendi gibi Necla isimli arkadaşıyla geçerken, binanın yapısını çok beğenerek annesinin de isteği üzerine tarih okumaya karar verir. 1951 yılında Necla Özdemir ve adaşı Necla, aynı üniversiteye kaydolurlar.

Binasını beğenerek girdiği okulunu zamanla sever Necla. Fakültenin ikinci sınıfına geldiğinde ise hayatında yeni sayfalar açacağının farkında bile değildir. 1952 yılının 29 Ekim sabahında fakülteye girerken, cadde üzerinde durarak yoldan geçen tören kortejini selamlar vaziyette izleyen bir genç dikkatini çeker Necla Hanım’ın. Bu genç kısa bir süre sonra hayatına girecek ve ölene dek aynı yastığa baş koyacağı gelecekteki eşi Hüseyin Nasıfoğlu’dur aslında. Başka arkadaşları ile ilgili olarak konuşup tanıştığı Hüseyin Bey, bir daha çıkmaz hayatından Necla Hanım’ın. Üniversite 2’de başlayan arkadşlıklarını gizli gizli sürdürür Necla Hanım ile Hüseyin Bey. Otoriter baba Niyazi Bey’e, gittikçe derinleşen arkadaşlığını anlatamaz Necla.

Bu arada, kardeşlerinin 3’ü de akademiye girerek subay olmaya karar verir Necla Hanım’ın. Kızkardeşi Sümer Hanım da erkek kardeşleri gibi akademiye gitmeyi tercih eder. Ailede sivil yaşamı seçen tek kişi olur Necla Özdemir. Üniversitede de öğrenim yaşamının diğer evrelerinde olduğu gibi çalışmaya pek hevesli olmaz Necla Hanım. Ancak Hüseyin Bey’le arkadaşlığı bu konuda imdadına yetişir. Aynı fakültede okuyan ikili birlikte çalışarak sınavlardan başarıyla çıkarlar. Bu arada Hüseyin Bey’in ağzından düşmeyen Kıbrıs, gittikçe daha çok ilgisini çekmeye başlar Necla Özdemir’in. Anadolu’yu ailesi ile birlikte adım adım gezen Necla, Kıbrıs konusunda bilgisiz olduğunu farkeder ve adayı görmek için büyük bir merak duyar.

1955 yılında, Dil-Tarih’i bitiren Necla ile Hüseyin, Niyazi Bey’in iznini alarak evlenmek isterler. Ancak Niyazi Bey, o yıllarda savaş ortamında bulunan Kıbrıs’a kızını göndermek istemez. Fakat araya giren Kıbrıslı bir aile dostları Necla Özdemir ile Hüseyin Nasıfoğlu’na evlilik iznini kopartır ve nişanlanırlar. 1956 yılında Baf Kolejine tayin alan Necla Hanım ile annesi, 3 Ağustos 1956 günü, deniz yolculuğu ile adaya ulaşırlar. Kıbrısla ilgili ilk izlenimi pek de olumlu olmaz Necla Hanım’ın. Bir Avrupa ülkesine gittiği düşüncesi adaya ulaşması ile son bulur. Binaların barakalardan oluştuğunu farkeden Necla Hanım, sükut-u hayale uğrar. Ulaşımın nerdeyse imkansız olduğu zor şartlarda Limasola ulaşan anne Ülfet Hanım ile kızı, 20 gün kaldıkları Limasol’dan sonra, Baf’a geçerler. 1 yıllık görevin ardından Necla Hanım ile Hüseyin Bey, Ankara’ya dönerek 1957 yazında evlenirler. Ankara’daki orduevinde yapılan düğünde Necla Hanım, eşinin akrabaları olmayacağı için üzülür. Ancak salona ulaştıklarında buldukları kalabalık bir Kıbrıslı kadın grubu karşısında şaşırırlar. O dönemde Ankara’ya giden ilk kadın grubu olan topluluk, yoldan geçerken gelinle damadı görüp, damadın da Kıbrıslı olduğunu öğrenince düğün salonuna gelerek, yeni evlileri kutlarlar.

ğünün ardından Baf’taki görevlerine dönen ikili, Rum mahallelerinden birinde kiraladıkları sahibi Türk olan evlerine yerleşirler. İlk öğrencileri ile ilişkileri çok farklı olur Necla Hocanımın. İlgisini en çok çeken çocuklar hep yardıma muhtaç ve kontrol edilemeyen haşarı çocuklar olur. Onlarla bir abla bir anne gibi ilgilenen Necla Hanım, öğretmenliği çok sever. O yıllarda Türkiye’den gönderilen öğretmenlerin görev aldığı Baf Koleji’nin adı 1958 yılında öğretmenler kurulunun kararı ile Hüseyin Nasıfoğlu’nun önerdiği isim olan Kurtuluş Lisesi adını alır. Türklerle Rumların karma yaşadığı Baf bölgesinde, Türklük duygularını, milli heyecanları daha çok yaşatmak için eğitim veren öğretmenler arasına kısa sürede katılır Necla Hanım da. Rum taşkınlıkları karşısında kendisi de müfredat dışına çıkarak öğrencilerine Ankara’yı, Türkiye’nin verdiği Kurtuluş Savaşı’nı ve asker olan kardeşlerinden etkilenerek Harp Akademilerini anlatır. Harp Akademisi’nde eğitim görmenin koşullarını aktardığı öğrencilerinin bugünlerin subayları olduğunu ifade eden Necla Nasıfoğlu, Baf’ın her zaman için kalbinde özel bir yeri olduğunu vurguluyor. 7 Haziran 1958’de Baf’ta başlayan çatışmaların yaşamları için tehlike oluşturduğunu bilseler de evlerini terketmeyen Nasıfoğlu ailesi, 1961 yılına kadar Baf’ta kalırlar.

23 Temmuz 1958 yılında, Ankara’da tatilde iken Necla Hanım’la Hüseyin Bey’in ilk çocukları Canan doğar. Yaşanan olumsuzlukların içerisinde Canan onların dünyasına bir güneş gibi doğar. Bebekle birlikte Ada’ya dönen Necla Hanım’la Hüseyin Bey’i zor günler beklemektedir. Bebeğe bakması için Ülfet Hanım’ı da beraberlerinde getiren ikili, gelecek karanlık günleri görmektedirler aslında.

1961 yılında Lefkoşa’ya tayinleri çıkan Nasıfoğlu ailesi, başkente gelerek Köşklüçiftlik’te sınıra yakın bir eve yerleşirler. Lefkoşa Kız Lisesi’nde göreve başlayan Necla Hanım, öğretmenliğindeki mutlu dönemlerinden birini daha yaşarken, Kıbrıs’ta ortam gittikçe ısınmaktadır. Her yıl yaz tatillerini Ankara’da geçiren Necla Hanım ile Hüseyin Bey, 1963 yazında, çoluk çocuk yine Ankara’ya giderler. Tatilin bitimiyle Kıbrıs’a dönen Necla Hanım ile Hüseyin Bey, Kıbrıs’ta yaşanan karışık günlerden korkarak kızları Canan ile anne Ülfet Hanım’ı Ankara’da bırakırlar. Anne-babasından ayrılmak hiç hoşuna gitmez Canan’ın. Gönderilen hediyeleri bile reddeder sonraları. Bu istenmeyen ayrılık döneminde Ankara’da okula da başlar Canan.

Kıbrıs’ta tam bir yokluklar dönemi yaşayan Necla Hanım ve eşi, zor günler geçirirler. Bu günlerde ikinci çocuğuna hamile olan Necla Hanım, 63 olaylarının başlaması ile Baf’tan arkadaşı olan Nuray Hanım’ların evine geçici olarak gider. Ancak tam sınırda olan evine dönmesi tam 2 ay alır Necla Hanım’ın. Bu arada 16 Ocak 1964’de oğlu Niyazi’yi de arkadaşı Nuray Hanımların yanında dünyaya getirir. Kendilerini 2 ay boyunca evlerinde barındıran Alioğlu ailesi ile dostlukları 40 yılı aşkındır sürüyor Nasıfoğlu ailesinin.

2 ayın ardından evlerine dönen Necla Hanım ile Hüseyin Bey, savaşın soğukluğunu her gün hissederler. Bebeğine yedirecek mama bulmakta zorlanan Necla Hanım, oğlu 8 aylığa ulaştığında onu da Ankara’ya götürerek annesine bırakır. Ancak bu ayrılığa en çok 1 yıl dayanabilen Necla Hanım, çocuklarını geri getirir. 1967 yılında Gazimağusa’ya tayin alan Necla Hanım ile eşi, Gazimağusa’ya yerleşirler. Yine şehir dışında yol üzerinde bir eve yerleşen aile, Namık Kemal Lisesinde göreve başlarlar. Ancak okulda yaşanan sıkıntılar Gazimağusa’yı sevdirmez Necla Hanım’a. 3 yılın sonunda Lefke Gazi Lisesi’ne çıkan tayin hem Necla Hanım’ı hem de eşini çok mutlu eder.

Lefke’yi de Lefkelileri de çok seven Necla Hanım, 1973 yılına kadar Lefke Gazi Lisesi’nde görev yapar. 1973 yılında baba ocağı Limasol’a tayin alan Nasıfoğlu ailesi çok mutlu olur. Limasol 19 Mayıs Lisesi’nde görev alan Necla Hanım ile müdür olan Hüseyin Bey, Limasol’a gelene kadar neredeyse bütün yerleşim birimlerini gezerler. Limasol’a dönmekten son derece mutlu olan aile, Kıbrıs’taki karışıklıktan, Türk-Rum çatışmalarından huzursuzdurlar. Sokaklarında devriye gezen Rum askerlerinin rahatsız edici davranışlarına maruz kalan Nasıfoğlu ailesi, diğer Türkler gibi çaresizdir aslında...

1974 yazında her yaz olduğu gibi evlerinden çıkarak Ankara’ya gider Nasıfoğlu ailesi. Tatil amaçlı çıktıkları evlerine bir daha dönemeyeceklerini hiç düşünemez Necla Hanım. 20 Temmuz Barış Harekatı’nın yaşandığı günlerde Ankara’da kalan Necla Hanım ve eşi, savaşı Ankara’dan izlerler. Harekatın bitmesi ile birlikte hemen Ada’ya dönen Nasıfoğlu ailesi, adaya Girne’den girerler. Kıbrıs’a ilk geldiği yıl hayran kaldığı Girne, güzelliği ile yine Necla Hanımı büyüler. Nasıfoğlu ailesi adaya dönmüştür ama evlerine dönememiştir aslında. Evsiz barksız kalan aile çok severek Girne’ye yerleşir.

Necla Hanım, hayran olduğu Girne’de yaşamaya başlar. Girne Anafartalar Lisesi’ni açan eşi Hüseyin Nasıfoğlu ile birlikte yine eğitim ordusunun birer neferi olurlar.

Uzun yıllar öğretmen olarak beraber çalışan Necla Hanım, eşi Hüseyin Bey’in müdür olması ile kendini diğer öğretmenlerin yanında biraz rahatsız hissetse de, kısa sürede arkadaşlarına kendini kabul ettirmeyi başarır. Eşinin müdürlüğü boyunca öğretmenler odası ile müdür arasında bir bağlantı olan Necla Hanım, tepkileri hep hoşgörüyle karşılamış.

Yıllarca yokluklar içinde yaşayan, savaşlar gören toplumun yaralarının sarılması hiç de kolay olmaz. Yerleşime yardımcı olmak amacıyla görevlendirilenler arasında olan Necla Hanım, toplumun bozulan psikülüjisi yanında savaş sonrası yaşanan yağma ortamına da şahit olur. 1974 öncesinde yaşamayanların 74 sonrasının kıymetini bilemediklerini anlatan Necla Hanım, 74 öncesinin bir mücadele dönemi olduğunu ifade ediyor. Barış Harekatı sonrasında kurulan devlette bolluk ve zenginlik yaşandığını ifade eden Necla Hanım, ekonomik krizin sadece Kuzey Kıbrıs’ta değil tüm dünyada yaşandığına dikkat çekiyor. Kıbrıs Türkünün yaşama hakkına 1974 sonrasında sahip olduğunu vurgulayan Necla Hanım, temelde savunulanın aynı olduğunu ancak şimdiki gençlerle, 74 öncesini yaşayanların bu düşünceleri farklı yansıttığına inanıyor. Zaman zaman kendi çocukları ile de fikir ayrılığına düştüğünü anlatan Necla Hanım, Kıbrıs Türkü’nün davasının henüz sona ermediğini vurguluyor.

Göçlerle, sıkıntılı dönemlerle dolu yaşamlarında mutluluğu 74 sonrasında bulduğunu ifade eden Necla Hanım, çocuklarını da bu zor koşullar içerisinde büyütür. Takvimler 1981’i gösterdiğinde, kızı Canan’ın ardından oğlu Niyazi’yi de Ankara’ya eğitime gönderen Necla Hanım, öğretmenlik yaşamına nokta koyar ve emekli olur. Öğrencileri tarafından çok sevilen ama aynı oranda saygı duyulan, notu kıt Necla Hocanım, öğretmenlik yaşamını 25 yıla sığdırır.

Kendini mutlu bir emekli olarak tanımlayan Necla Hanım, bulaşık işini hiç sevmese de yemek pişirmek onun için bir tutku. Her Pazartesi geleneksel hale getirdiği aile yemekleri ile, ailesinin sürekliliğini ve bağlılığını sürdürmeye özen gösteriyor. Çocuklarına ve torunlarına en güzel yemekleri hazırlayan Necla Hanım, mutfağa girdiğinde harikalar yaratıyor. Mutfak ustası Necla Hanım, sosyete mantısını da Yaşamın Mutfağı izleyicileri için anlatıyor.

Öğretmenliğin ardından tamamen boş kalan Necla Hanım, tüm zamanını 26 yıldır başkanlığını yürütttüğü Kadınlar Konseyi Girne Şubesi’ne ayırmaya başladı. 1957 yılında başladığı dernek faaliyetlerini 74 sonrasında daha yoğun bir şekilde yürüten Necla Hanım, şimdilerde de zamanının çoğunu dernek faaliyetlerine ayırmış.

Mutlu bir emeklilik geçiren Necla Hanım, 74 sonrasında Kadınlar Konseyi Başkanı Latife Birgen’in Derinya’da yapılacak bir kadınlar yürüyüşüne destek istemesi ile dernek çalışmalarına başlamış. 2 yılda bir yapılan başkanlık seçimlerinde 26 yıldır sürekli başkan seçilen Necla Hanım, derneklerin sayıca az olduğu dönemlerde, daha yoğun çalıştıklarını ancak derneklerin çoğalması ile faaliyetlerinin ve üyelerinin kısıtlandığını anlatıyor. Son 2 yıldır yardım faaliyetleri yanında kültür faaliyetlerini de başlattıklarını anlatan Necla Hanım, Kıbrıslı sanatçıların eserlerinin bulunduğu bir kütüphaneyi de hayata geçirdiklerini anlatarak, amaçlarından birinin de bu kütüphaneyi zenginleştirmek olduğunu vurguluyor. Boş vakit geçirmeyi sevmeyen Necla Hanım, Ulusal Mücadele Vakfı Mütevelli Heyeti’nde de yer aldığını ve çalışmalarına katıldığını anlatıyor.

Yıllarca çalışma hayatı içerisinde, şimdilerde de sosyal yaşamın içerisinde kültürel yaşamımıza katkı koymaya çalışan Necla Nasıfoğlu, birçok gence örnek olacak güzel projeler peşinde mutlu bir emekli.

 

Ana Sayfa