Naciye Doratlı

Kadınlarımız akademik alanda erkeklerle yarışır noktada artık. Pek çok mesleğin erkeklere yakıştırıldığı Türk toplumunda belki de kadınların erkeklerden daha çok olduğu bir alan eğitim sektörü. Akademik alanda da kadınlarımız artık erkekler kadar söz sahibi. Yardımcı Doç. Dr. Naciye Doratlı da kendine akademik alanda kariyer yapmayı tercih etmiş başarılı kadınlarımızdan. Türk-Rum çatışmalarının en yoğun yaşandığı günlerden birinde 10 Nisan 1955’te Lefkoşa’da dünyaya gelir Naciye Şefik. Rum kesiminde bir klinikte zor bir doğumla kızını dünyaya getiren anne Mevhibe Hanım, klinik kapısı önünde bir Rum askerinin EOKA’cılar tarafından öldürülmesine tanık olur. Problemli, bir doğum gerçekleştiren Mevhibe Hanım, tedavi için kliniğe dönmesi gerektiği halde korkusundan geri dönemez. Amerikan Haberler Merkezi’nde çalışan Ali Şefik Bey ile Kıbrıs’ın ilk resim öğretmenlerinden olan Mevhibe Şefik’in tek çocuğudur Naciye. Çok güzel ama yalnız bir çocukluk geçiren Naciye, hep kardeş özlemi duyarak büyür. Lefkoşa’nın yasemin kokan, geleneksel Osmanlı evlerinin bulunduğu, annesinin akrabalarının da yaşadığı, Farabi sokakta büyüyen Naciye, aslında pek de yalnız değildir, geceler hariç. Yeğenleriyle birarada büyüyen Naciye, yerinde duramayan hareketli bir çocuktur. 4 yaşında Friends Anaokulu’na başlayan Naciye, arkadaş canlısı, kıpır kıpır yapısıyla dikkat çeker. Sevgiyle sarmalanan Naciye, insanları seven güleryüzlü bir çocuk olarak büyür.

Anaokula 3 yıl devam ettiği için Selimiye Kız ilkokuluna 2. sınıftan alınan Naciye, derslerine düşkün çalışkan bir kızdır. O yıllarda kurduğu dostlukları, arkadaşlıkları ise unutamaz Naciye.

63 olaylarının yaşandığı kötü bir dönem olsa da, o yılların hep olumlu yönlerini hatırlar küçük Naciye. Çıkmaz bir sokak olan Farabi sokağın nüfusunun, çatışmalar nedeniyle 40 kişiden 150 kişiye çıkması mutluluk verir Naciye’ye. Rum korkusu ile Lefkoşa’nın en güvenli bölgesi olan suriçine gelen aileler, surlariçinin nüfusunu birkaç katına çıkarır biranda. Küçük Naciye, kendilerinde kalan teyzesinin 4 çocuğuyla birlikte, çocukluğunun en güzel günlerini yaşar, çocuk kalbiyle.

Çatışmalardan dolayı kapatılan okulların açılması ile Naciye, Atatürk İlkokulu’na geçer. Ancak göçmen çocukların bu okula yerleştirilmesi ile Naciye, önce Köşklü Çiftlik ardından da Arabahmet İlkokulu’na geçerek, ilkokulu orda bitirir. Derslerinde hırslı ve çalışkan olan Naciye, sosyal alanda da çok aktiftir. Folklordan tiyatroya pek çok faaliyette yer alan Naciye, hep en iyisini gerçekleştirmeyi hedefler. İlkokul döneminde başladığı piyanoyu da hayatından hiç çıkarmaz Naciye.

İlkokulun ardından Lefkoşa Türk Kız Lisesi’ne devam eden Naciye, mükemmeliyetçi bir öğrencidir. Yaptığı herşeyi en iyi şekilde yapmaya çalışan Naciye için ortaokulun mutsuz bir yanı da vardır. Çünkü, Naciye’nin tüm başarıları, Lisenin Müdür Muavini olan annesi Mevhibe Hanım’a maledilir. Lise bitene kadar bu rahatsızlığı yaşayan Naciye, yıllar sonra aynı sorunu evliliğinde de yaşayacaktır. Eski eğitim sisteminin derslerle sosyal faaliyetleri ayırdığı o yıllarda, Naciye, bilgi yarışmalarından şiir yarışmalarına, spordan tiyatroya, çok aktif bir öğrencilik yaşar.

Öğrenciliğin keyfini doya doya yaşayan Naciye, lise yıllarında daha sonraları yaşamını birleştireceği Tansel Doratlı’yla da tanışır. Kız erkek arkadaşlıklarının çok az olduğu bu dönemde, geleceği olan sağlam bir arkadaşlık kuran Naciye Şefik ile Tansel Doratlı, Naciye’nin liseyi bitirdiği yıl 1972’de nişanlanırlar.

Lise sonda üniversite sınavlarına katılan Naciye, sonuçları beklerken, Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nin de sınavlarına katılır. Nişanlısı Tansel Doratlı’nın Ankara Tıp’ta olması Naciye’nin tüm tercihlerini Ankara’dan yana kullanmasına neden olur. Naciye, bir yandan Kıbrıs 3. sü olarak Ankara Tıp Fakültesi’ni kazanırken diğer yandan da ODTÜ Şehir Planlama Bölümü’nü kazanır. Bir şanssızlık sonucu, kimliğini kaybettiği için Ankara Tıp Fakültesi’ne kayıt yaptıramayan Naciye, üniversite şansını kaybetmemek için ODTÜ’ye kaydolur.

ODTÜ’nün kız yurduna yerleşen Naciye Şefik, bölümüne ve arkadaşlarına kısa sürede alışır. Ankara’da bulunan avukat amcası ve nişanlısı Tansel Doratlı, Naciye’nin en büyük dayanaklarıdır. ODTÜ kampüsü içinde yürüyerek okula giden Naciye Şefik, Ankara’nın sert geçen kışında okula gitmenin zorluklarını gülerek anlatıyor. Hafta sonlarını birlikte geçiren Naciye Şefik ile Tansel Doratlı, sinema, tiyatro ve konserlerin vazgeçilmez izleyicileri olurlar. Ankara’nın kültür ortamında keyifli yıllar geçiren Naciye Şefik, mesleğine hazırlanmak için Türkiye’nin pek çok yöresini gezer. Beypazarı, Afyon ve Safranbolu gibi tarihle yüklü şehirlere yaptığı ziyaretler, Naciye Şefik’in mesleğini daha çok sevmesine yardımcı olur. Naciye Hanım’da iz bırakan bu şehirler, tarihe sahip çıkmanın değerini gözlerönüne serer.

Eğitimine devam ederken, 1974 yazında nişanlısıyla Ada’ya dönen Naciye Şefik, kendini savaşın içinde bulur. Surlariçinde kalan ailesiyle birlikte göçmenlik yaşamayan ama savaş acılarını çok yakından yaşayan Naciye Şefik, savaşın acı yüzünü hayatı boyunca unutmaz..

Öğrenci hareketlerinden dolayı biraz gecikmeli olsa da 1976 yılı Aralık ayında ODTÜ’den mezun olan Naciye Şefik, eğitimine devam eden nişanlısını Ankara’da bırakarak Kıbrıs’a döner.

Tansel Doratlı’nın ihtisası için Almanya’ya gitme düşüncesini oluşturan genç çift, bu dönemde bunun hazırlığını yapar. Naciye Şefik, Ada’ya döner dönmez İskan Dairesi’nde işçi statüsünde çalışmaya başlarken, Ticaret Lisesi’nin gece kurslarına giderek Almanca dersler almaya başlar.

1977 yazında eğitimini tamamlayarak Kuzey Kıbrıs’a dönen Dr. Tansel Doratlı ile Naciye Şefik, Ağustos ayında evlenirler. Naciye Doratlı, Ekim 1977’de eşiyle Almanya’ya gitmek için işinden ayrılır. Almanya’nın Panau şehrinde kaldıkları 2 ay boyunca, dil kurslarına giden yeni evliler Almanca’yı iyice öğrenirler. Tansel Doratlı’nın ihtisası için gerekli işlemleri yerine getiren genç çift, kalan 8 ay için Kıbrıs’a döner.

1978 Haziran’ında ihtisas için tekrar Almanya’nın yolunu tutan Naciye Hanım ile Tansel Bey, bu sefer uzun süreliğine Almanya’dadırlar. Eşinin ihtisasa başlaması ile yalnız kalan Naciye Hanım, tüm evin yükünü alır. 1978 Kasım’ında ilk oğlu Ali’yi dünyaya getiren Naciye Doratlı’nın sorumlulukları iyice artar. Yabancı bir ülkede kurulan yeni yaşamında çeşitli zorluklarla da karşılaşsa da Naciye Hanım, Türkiye’den giden Türk aileler ve yeni edindiği Alman dostları ile kısa sürede kendine güzel bir çevre oluşturur.

1981 yılında Almanya’ya iyice alışan Naciye Doratlı, özel bir mimarlık bürosunda kent tasarımcısı olarak çalışmaya başlar. Yeni işini keyifle sürdüren Naciye Hanım, 1982 yılında ikinci oğlu Salih Can’ı dünyaya getirir. Çocuklarını farklı, zengin bir kültür ortamında yetiştiren Naciye Hanım ve eşi 1984 yılında Kıbrıs’a dönmeye karar verirler. Almanya’da geçirilen yılların yaşamlarına olumlu yansıdığını düşünen Naciye Hanım, çocuklarının farklı bir kültür ortamında yetişmesi kendilerinin de yabancı bir ülkede çalışma tecrübesi edinmesini bir zenginlik olarak kabul ediyor.

Ada’ya döndükten sonraki birkaç yıl ülkeye adapte olmakta zorlanan Naciye Hanım, herşeyin düzenli olduğu bir ülkeden sonra kendi ülkesine alışmakta sorunlar yaşar. Naciye Doratlı, gelişinin hemen ardından Şehir Planlama Dairesi’nde işe başlar. Lefkoşa İmar Planı’nın 2. Etap projesinde, Türk-Rum karma bir grupta çalışmaya başlayan Naciye Hanım, yeni işinden büyük zevk alır. Girne Caddesi, Selimiye, Arabahmet Projesi gibi çeşitli projelerde görev alan Naciye Doratlı, grup olarak aldıkları davetler sonucunda, Amerika ve İtalya’da çeşitli konferanslara katılır. Bu arada özel kliniklerde işe başlayan Dr. Tansel Doratlı 1988 yılından itibaren Gazimağusa Devlet Hastanesi’nde çalışmaya başlar. Dr. Tansel Doratlı’nın Gazimağusa’da çalışmaya başlaması ile birlikte Doratlı ailesinin yaşamı altüst olur. Saatlerce süren yolculuklar ve Tansel Bey’in geçirdiği ciddi bir trafik kazası, Naciye Hanım ve ailesinin hayatında yeni kararlar almalarına neden olur. Naciye Hanım, yıllarca yaşadığı Lefkoşa’nın dışında Gazimağusa’da ikinci bir ev açarak, ailesini Gazimağusa’ya taşır. İşinden 2 yıllığına ödeneksiz izin alan Naciye Hanım, çocuklarını da Gazimağusa’da okula verir. Bu arada kendi de master eğitimi almaya başlayan Naciye Hanım, geçirdiği bir rahatsızlık nedeniyle, işini de Gazimağusa’ya aldırmaya karar verir. Şehir Planlama Dairesi’ne başvuran Naciye Doratlı, tayinini Gazimağusa’ya aldırır.

1993 yılı Naciye Hanım ve ailesi için bir dönüm noktası olur. Dr. Tansel Doratlı, ailesinin de desteğini alarak politikaya girer. 1993 erken genel seçimlerinde Gazimağusa milletvekili seçilen Dr. Tansel Doratlı’yla birlikte ailesi de farklı bir yaşamın içinde bulurlar kendilerini. Politikanın olumlu ve olumsuz yanları olduğunu söyleyen Naciye Hanım, birçok insanla tanışarak geniş bir çevre edinmesini politikaya bağlıyor. Eşinin her işi en iyi yapma çabasında olduğu için hep zor bir yaşamları olduğunu anlatan Naciye Doratlı, Tansel Bey’in politikaya girmesinin ardından, yaşamlarında değişimler yaşadıklarını belirtiyor.

Eşi politika ile ilgilenirken Naciye Hanım da, 1995 yılında masterini tamamlamasının ardından, 1996 yılında mimarlıkta doktora yapmaya karar verir. Mimarlıkta doktora yapmayı aslına rücu etmek olarak gören Naciye Doratlı, bu dönemde hem şehircilikteki işine devam eder hem de Doğu Akdeniz Üniversitesi’nden gelen part-time ders teklifini kabul ederek, kentsel tasarım konusunda ders vermeye de başlar. Hem işi hem çocuklarıyla ilgilenen bu arada evin bütün yükünü de çeken Naciye Hanım, yoğun ama mutludur.

Bu dönemde, Gazimağusa şehir planlama dairesindeki işini de yürüten Naciye Doratlı, Namık Kemal Meydanı’nın yayalaştırılması ve birçok projede keyif alarak çalıştığı halde, Merkez olan Lefkoşa’da bulduğu hareketli çalışma ortamını Gazimağusa’da bulamaz. Yoğun ve ağır bir tempoda yürüttüğü doktora çalışmasını 2000 yılında tamamlamayı başarır Naciye Doratlı. Yardımcı Doçent Doktor ünvanını alan Naciye Doratlı, üniversiteden gelen iş teklifini de kabul ederek, şehir planlamadaki işinden istifa eder ve Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde sözleşmeli olarak çalışmaya başlar. Yıllarca çalıştığı işinden istifa eden Naciye Doratlı, kendine yeni bir yol çizer ve akademik kariyer yapmayı tercih eder.....

Doğu Akdeniz Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışan Yrd. Doç. Dr. Naciye Doratlı, verdiği kentsel tasarım dersleri yanında master ve doktora öğrencileri de yetiştiriyor. Master öğrencileri ile birlikte yürüttükleri çalışmaların çok ağır olduğunu ve çok zaman aldığını ifade eden Naciye Hanım, yine de işinden sonsuz keyif alıyor. Özellikle kentsel tasarım derslerinde kendini çok mutlu hissettiğini belirten Naciye Hanım, proje üzerinde yaptıkları çalışmalarda, ada üzerinde bir alan belirleyerek, tarihsel dokusunu ve yapısını incelediklerini ifade ediyor. Tarihsel dokuları canlandırarak, hayat vermenin her zaman kendisini heyecanlandırdığını anlatan Naciye Hanım, doktora projesini de tarihi kentsel dokuların canlandırılması üzerine yaptığını anlatıyor. Bu bağlamda gerçekleştirilen projelerin insanlara ve çevreye pozitif katkılar yaptığını ifade eden Naciye Doratlı, bu anlamda çalıştığı tüm projelerde büyük heyecan duyduğunu vurguluyor.

Naciye Doratlı’nın meslek yaşamında imza attığı, bu çalışmasıyla ödül aldığı ancak bir türlü uygulamaya geçirilmeyen Hendek Projesi, Gazimağusa kenti için özel bir proje. Hendek bölgesinin, bir mesire yeri olarak aydınlatılarak, düzenlenmesinin öngörüldüğü proje, Naciye Hanım için çok önemli. 1998 yılında bir fikir projesi olarak hayat bulan Hendek Projesi’nin koordinatörlüğünü de yürüten Naciye Doratlı, projenin Anıtlar Yüksek Kurulu’ndan onay almayı başaramadığını belirtti. Yüksek maliyetli bir proje olan Hendek Projesi Anıtlar Yüksek Kurulu’ndan onay alamasa da Ekim 2002’de Moskova’da düzenlenen uluslararası bir yarışmada mansiyon ödülü almayı başarmış.

Ülkemizin önemli üniversitelerinden olan Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin ve diğer üniversitelerin idari mekanizmalarla yeterince iletişim kuramamasının sonucunda, çevre gelişimine yeterince katkı koyamadığını ifade eden Naciye Doratlı, mimarlık fakültesi olarak bazı projelere katkı koyduklarını belirtti.

Ülkemiz yapılaşmasında ciddi sorunlar yaşandığını anlatan Naciye Doratlı, kısıtlı kaynaklara sahip ülkemizde, çevrenin kötü kullanıldığını ve dağınık kentleşmenin hakim olduğuna dikkat çekiyor. Ülkesel fizik planının ve imar planlarının bir ülkenin sağlıklı gelişimi için şart olduğunu vurgulayan Naciye Doratlı, bu konuda ilerleme sağlamak için teşvik mekanizmalarının devreye konulması gerektiğini anlatıyor.

Çeşitli makaleleri bilimsel dergilerde yayınlanan Yrd. Doç. Dr. Naciye Doratlı, Mayıs’ta YÖK’ten doçentlik almak için başvurmaya hazırlanıyor. Naciye Hanım’ın yaptığı araştırmalar sonucunda en çok etkilenerek yazdığı makalelerden birisi başkent Lefkoşa üzerine. Avrupa’nın tek bölünmüş başkenti olan Lefkoşa’nın Kuzey ve Güney bölgeleri arasındaki uçurumu ve AB sürecinde gerçekleşmesi olası 3 senaryo üzerinde duran Naciye Doratlı, şehrin ortadan bölünmüş olmasının fiziksel olarak sorun yarattığına dikkat çekiyor.

Öğrencileriyle birlikte yoğun çalışmalar yürüten Naciye Doratlı, bu yıl içerisinde katılacağı konferanslar nedeniyle nefes almaya bile vakti olmadığını vurguluyor. Gelecekle ilgili hedeflerin hiç bitmediğini anlatan Naciye Doratlı, geçmişin geleceğe ışık tuttuğunu vurguluyor.

Ailesinin tek çocuğu olan Naciye Hanım için aile herşeyden önemli. İşini çok sevdiği halde çocukları için işini bırakabileceğini söyleyen Naciye Doratlı’nın aile kavramı içinde anne ve babası da dahil.

2000 yılında çok sevdiği babasını kaybeden Naciye Hanım, annesini gözünün önünden hiç ayırmıyor. Annesini ailenin temel taşı olarak tanımlayan Naciye Hanım, çocuklarının büyütülmesinde annesinin büyük emeği olduğuna dikkat çekiyor. Büyük oğlu Ali’nin eğitimini tamamlamak üzere olduğunu ve yeni nişanlandığını anlatan Naciye Hanım, aileye yeni katılan Yasemin’i de çocuklarından ayırmıyor. Küçük oğlu Salih Can’ın bu yıl hukuk fakültesinden mezun olacağını belirten Naciye Doratlı, ailesi ile gurur duyuyor.

Bir yanda bir politikacı eşi diğer yandan kendi mesleğinde ilerlemeye çalışan bir kadın olarak, zor bir yaşamın aktörü Naciye Doratlı. Tüm başarıları çocukluğunda annesine, evlendikten sonra da eşine atfedilen Naciye Doratlı, başarılarının ardında bir gerekçe aranmasının burukluğunu yaşamış uzun süre. Ama şimdilerde kendine güvenen ve kendini kanıtlamış bir bilim kadını olarak, adını bilim dünyasına yazdırmanın haklı gururunu taşıyor Naciye Doratlı.

 

Ana Sayfa